Popüler pozitif psikolojiyle gündemimizi iyiden iyiye işgal etmeye başlayan affetme, nerdeyse her zaman psikolojik sağlığımız açısından olmazsa olmaz bir mesele olarak sunuluyor. “Affet yoksa hep acı çekersin”, “Unut, affet ve yoluna devam et” gibi slogan haline gelmiş büyük sözlerle incindiğimiz anıları geri çağırıyor, belki affediyor belki de denesek de yapamıyoruz. Affetmek dinlerin, ahlakın da salık verdiği bir erdem olsa da psikolojik iyi haliniz için gerçekten olmazsa olmaz mı? Size karşı işlenmiş bir “suç” karşısında siz de bu erdemi gösteremezseniz ne olur? Affetme konusundaki bu takıntı, onu her derde deva bir gereklilik olarak yüceltirken zaten mağdur edilmiş birine bir de erdemsizlik, başarısızlık yükü yüklüyor. Durum ve kişi özelinde değerlendirilmeyerek ortaya atılan katı ve basit bir “affet”; affetmeyeni, affetmemeyi patolojize edip şeytanlaştırıyor. Affetmenin ruh sağlığınız üzerinde olumlu etkileri olduğuna dair pek çok çalışma olduğu su götürmez bir gerçek olsa da bunun aksini gösteren çalışmaların varlığı da görmezden gelinmemelidir. Genel kanının aksine affetmemek de pekâlâ terapötik bir şey olabilir.
Affetmek, yetişkin bir insanın sahip olması gereken bir beceri ya da ilişkileri sürdürmenin bir yolu olarak görülse de bazı ilişkiler bitmelidir ve affetmemeyi öğrenmek bazı kişilerin kendini korumayı öğrenmesinde kökten bir değişim anlamına gelebilir. Affetmek bir kapasite olabilir ama bunu gelişigüzel kullanmak, sizi istismara daha açık hale getirerek özsaygınızı düşürebilir. Çünkü bazı durumlarda affetmek sadece yeni mağduriyetlere zemin hazırlama işlevi görür. Örneğin; çiftleri günü gününe takip ederek yapılan bir araştırma, partnerince mağdur edilen partnerlerin, fail partnerlerini affettiklerini bildirdikten sonraki günlerde yeni bir mağduriyeti bildirme olasılıklarının affetmeyenlere göre daha fazla olduğunu saptamıştır. Yine yeni evli çiftlerle yapılan başka bir araştırmada, affediciliğini daha kolay ortaya koyan partnerin, dört yıllık bir süre içerisinde partnerinden sabit oranlarda şiddete maruz kaldığını bulgularken daha az bağışlayıcı olan partnere sahip fail eşin saldırganlığının azaldığını bulgulamıştır. Yani affetmek bazen ikincil mağduriyetlerin ortaya çıkmasında bir zemin de olabilir. Yapılan başka bir araştırma, uyumlu kişilerin affedildiğinde yükümlü hissederek bundan sonra daha iyi davranışlar ortaya koyma eğiliminde olduğunu gösterirken daha az uyumlu kişilerin affedilme karşısında hatalı davranışlarını tekrar ederek “bana daha önce kızmadığına göre buna da kızmamalısın” şeklinde düşündüklerini ortaya koymuştur. Yani affettiğiniz kişinin kişilik özellikleri de affetme sonrası yaşayacağınız mağduriyette bir başka belirleyici faktör olabilir. Romantik ilişkilerde affetmek yalnızca hatalı olanın sorumluluk aldığı ve davranışını değiştirmeye çalıştığı durumlarda özgüveni arttırırken, partnerin hatasından sonra pişmanlık sergilemediği ya da davranışlarında değişikliğe gitmediği durumlarda affeden kişinin özgüveni ne yazık ki düşmektedir.
Affetmek, birine yönelik taşıdığınız öfkeyi bırakmak ve yaşadıklarınızı dönüştürmek anlamına gelebilir ama bu öfkeyi taşımak sizin için koruyucu da olabilir. Bazen başa çıkabilmek ve hayatta kalabilmek için bizi affetmekten alıkoyan şeye, yani öfkeye tutunmamız gerekir. Örneğin; cinsel saldırıya maruz bırakılan kadınlar öfkelerini ifade ettiklerinde etmeyenlere kıyasla travmanın etkilerinden daha kolay kurtulabildiklerini gösteren çalışmalar vardır. Bu durum özelinde baktığımızda bizi inciten birini affetmek, hayatta kalma ve kendini koruma yönündeki doğal içgüdülerimize aykırı olabilir. Zira affetmemek o kişi için kendi duygularına sahip olma hakkının hatta yaşam hakkının ifadesi olabilir. Kendinize istismarcı bir ebeveyni ya da cinsel şiddet faili bir ötekiyi affetmeme izni vermek, pekâlâ güçlendirici bir deneyim olabilir. Fakat bu seçimli affetmemenin işlevi asla sizi sonsuza denk kurban rolünde tutmak da olmamalıdır.
Sadece kendimizi öfkeden kurtarmak için ortaya koyduğumuz samimi olmayan bir affetme, bizi otantik kendiliğimizden uzaklaştırır. İçimizde olan bir dönüşüm değil, beyanımızdaki sahte bir değişikliktir. Affetmek, intikam ve misilleme gibi bazı yıkıcı isteklerinizi ortadan kaldırabilir, ancak yapıcı değişime doğru yol almanızı güdüleyecek öfke ve hayal kırıklığı duygularını da aynı anda bastırabilir. Üstelik mağduriyetinizi görmezden gelerek saldırganla özdeşleşmeniz gibi başka bir sonucu da doğurabilir. Affetmeye dair çabanız, adaleti sağlamaya yönelik karşı bir çabayla desteklenmiyorsa olumlu bir sonuç doğuramayacaktır. Affetmek, mağduriyeti yaratanın aktif katıldığı ilişkisel bir süreçtir. Hatayı kabul, onarmaya isteklilik, ikincil bir mağduriyeti yaratmama, sorumluluk alma, davranışlarda olumlu yönde değişiklik bileşenleridir. Yani tepeden inme entelektüel bir karar değil, ötekince hak edilmelidir. Affetmek unutmak, görmezden gelmek, inkâr etmek, kendinizi korumamak, yapılan mazur görmek, adaletten vazgeçmek değildir. Affetmek, yasla çok benzeşen bir süreci açığa çıkarabilir. Gerçek bir affetme sürecinde öfke de olacaktır. Kızgın değilmişiz gibi davranmak affetmek değildir. Acının üzerinde çalıştığınız, ne yaşadığınızı anlamlandırdığınız, güvenlik duygunuzu yeniden inşa ettiğiniz ve sonunda kininizin söndüğü içsel bir süreçtir. Affetme ve affetmeme karşıt iki uç değil, bir sürekliliğin noktalarıdır. Her iki yöne doğru yol almak başka içsel süreçleri de beraberinde getirir. Bu içsel süreçlerde yapacağınız yolculuk, her şekilde sizi daha bilinçli, daha güçlü, daha gerçek ve geçmişin yükünü daha az taşıyan birisi olarak doğuracaktır. Affederek mi yoksa öfkeli kalarak mı daha sağlıklı olacağınız, büyük ölçüde o noktaya nasıl ulaştığınıza ve bunun kendi yaşamınızda ne anlama geldiğine bağlıdır. Bir din adamının, bir psikoloğun, bir arkadaşınızın ya da hayranlık duyduğunuz bir Instagram fenomeninin zarar gördüğünüz bir durum karşısında nasıl bir tavır almanız gerektiğini dayatma hakkı yoktur.
