“Mutluluk arayışı, mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biridir”
Üzerimizde sürekli olarak medya, egemen politik kültürler, dergiler, reklamlar, sosyal medya çevremizdeki insanlar aracılığıyla gelen bir mutlu olma baskısı var. Kendinden her zaman memnun ol, verimli vakit geçir, onu yapma şunu yap, şöyle düşün, mutlu olmanın 10 yolu… Adeta mutluluk tüketmelik bir ürün gibi sunulurken, sürekli bir şeyleri yanlış yaptığımızı düşünerek koşturuyor, ilham veren sözlerle bir süre kendimizi yüksek hissederken yine akışımıza döndüğümüzde mutlu olma baskısıyla mutsuzluğu kat be kat yoğun yaşıyoruz. Hal böyle olunca mutsuz olduğumuzda suçluluk duyuyor, diğerlerini sıkacağımızı düşünerek uzaklaşıyor, yaşamaya hak görmüyor, toplumun akışını bozmuş hissediyoruz. Yani mutlu olamıyorsak yetersiz, uyumsuz, suçlu biriyiz.
Mutlu olma konusundaki giderek artan obsesyonumuzu anlamak için mutluluğa ilişkin dünya veri tabanındaki akademik makale sayısına bir göz atalım: 1900 öncesi 16 olan mutluluğa ilişkin akademik makale sayısı, 1900-1930 yılları arası 22, 1930-1960 arası 99 ve 1960-2003 arası 3000 ve giderek artıyor. Mutlu olma baskısı, haliyle mutluluk dışındaki duyguları bastırmamızı salık veriyor. Bastırmanın bedeli olarak da kendimize yabancılaşıyor, bastırdığımız şeyi anımsatan her şeyi de bastırmamız gerektiğinden ruhsal enerjimizin önemli bir bölümünü bu savunmaya yatırıyoruz. Peki, hislerini bastırmak zorunda olan biri gerçekten mutlu olabilir mi? Mutluluk, sürekli gülümsemek, etrafa neşe saçmak, olumsuz koşullardan kaçmak mıdır -dahası bu mümkün müdür-, yoksa olumsuz duyguları da kabul edebilmek, hislerinize karşı kapsayıcı olmak, duygusal esneklik midir? Mutlulukla ilişkimiz, mutsuzlukla ilişkimizi de belirliyor. Mutlu olma baskısı, mutsuzluğa tahammülümüzü, acıyı kabullenişi zorlaştırarak; mutsuzluk deneyimini daha da güçleştiriyor.
Her duygu bize kendimizle ilgili bir bilgi sunar. Mutsuz olduğumuzda, depresif hissettiğimizde bir an önce bu duygudan kurtulmaya çalışmadan önce sormamız gereken “bu durum bana ne söylemek istiyor?” olabilir. Bizi mutlu ya da mutsuz yapan olayın kendisi değil, olaya dair düşünce, algı ve yargılarımızdır. Mutsuz olduğumuzda ve bu duyguyu yaşamanıza izin verdiğimizde, akış bizi yeniden mutluluğa bırakacaktır. Mutluluk ve mutsuzluktan birinin varlığı, diğerinin arkada ama yine orada bir yerde olmasını gerektirir. Hayat tam da buradaki salınımdır.
