Sağlıklı Yeme Takıntısı: Ortoreksiya Nervoza

      Anoreksiya, bulimia gibi yaygın olarak bilinmese de giderek daha sık karşımıza çıkan, tartışmalı da olsa yeni bir yeme bozukluğu türü var: ortoreksiya nervoza (bkz: orthorexia nervosa). “Saf”, “sağlıklı” ve “uygun” beslenme konusunda patolojik düzeyde bir takıntı ve meşguliyetle karakterize olan bu bozukluk, 1990’lı yılların sonunda Bratman tarafından tanımlanmaya başlandı ve görünen o ki 2020 sonrası daha da yaygınlaştı. Tartışmalı olması, henüz kabul görmüş, genel geçer kriterlerinin tam olarak oluşturulamamasından ileri gelse de sıradan sağlıklı yemeden dikkate değer bazı özelliklerle ayrılıyor. Peki sağlıklı yeme ne zaman sağlıksız hale geliyor?

     Ortoreksiya nervoza; yeme davranışına aşırı önem atfetme, sağlıkla ilgili bir problemi yalnızca beslenme şekline odaklanarak çözeceğine inanma, sürekli bir öğün planlamayla zihinsel meşguliyet gibi bilişsel; kendini cezalandırma, özsaygıda düşüş, utanç, suçluluk, kaygı gibi duygusal; yeme süreçlerinin tümüne yönelik aşırı zaman harcayarak diğer etkinliklerin zamanının kısıtlanması, başkalarının yanında gerçekleştirilemeyen yeme ritüelleri nedeniyle yalnızlaşma, benzer yeme alışkanlıklarına sahip olmayan diğerlerine yabancılaşma gibi sosyal; katı yeme kurallarıyla aşırı kilo kaybı, odaklandırılmış besin içeriğiyle bütüncül beslenememe, yorgunluk gibi fiziksel; “sağlıklı” yiyecek, takviyeler ve spor ürünlerine aşırı para harcamayla ekonomik olmak üzere kişinin hayatına çok boyutlu etki ediyor. Hem yeme bozuklukları hem de obsesif kompulsif bozukluklarla birtakım ortaklıklar gösteren ortoreksiya nervozada yeme süreçlerine tümüne yönelik katı kurallarla hayatın belirsizlik ve öngörülemezliğine karşı kontrol hissi, kötü giden ilişkilere karşın yeme davranışı üzerinden düzenlenebilen öz değer, mükemmel beslenmeyle diğerlerine üstünlük kurduğuna duyulan inançsa ikincil kazançları oluştuyor. Bu yönüyle ortoreksiya yalnızca bir yeme biçimi değil, aynı zamanda bir baş etme stratejisi de kuruyor.

      Ortoreksiya nervozayla ilgili çalışmalar, bu bozukluğa yakalanmadaki risk faktörlerini kronik bir hastalığa sahip olma, obezite ve diyet geçmişi, sağlık sorunları nedeniyle yasaklı yiyecek kategorileriyle yaşama, mükemmeliyetçi karakter yapısı, aşırı ve kötü sosyal medya kullanımı, olumsuz beden algısı, sağlık çalışanı ve öğrencisi olma, obsesif-kompulsif kişilik yapılanması, fitness odaklı yaşam sürme, duygu düzenlemede zorlanma şeklinde sıralarken; yeme bozukluklarının genel sosyokültürel faktörlerle destekli cinsiyetçi yapısının aksine cinsiyet bakımından bir fark yok gibi görünüyor (Lopez-Gill ve ark., 2023).

     Şaşırtıcı olmayan bir biçimde görsel odaklı bir sosyal medya aracı olan Instagram, özellikle bu bozukluğun gelişmesindeki rolüyle diğer sosyal medya araçlarından ayrılarak öne çıkıyor (Tarsitano ve ark., 2022; Zemlyanskaya ve ark., 2022). Aralarında ünlülerin de bulunduğu pek çok hesap; besin ürününün yetiştirilme şekli, paketlenmesi, içeriği, pişirilme şekli, gramajı, ne zaman tüketileceği, besin değeri, temizlenmesi gibi çok detaylı bir yeme sürecine dair meşguliyeti idealize ederken yemekten keyif almayı ortadan kaldırıyor. Hele bir de “yeterince” egzersiz yapmadıysanız örtük ya da apaçık sizi kendisine saygısı olmayan değersiz biri ilan ediyor. On yıllar içinde değişen iktidarlarca disipline edilerek yeniden düzenlenen ideal beden; 1990’larda aşırı zayıf, solgun ten, kemikli yüz hatları, düşük enerji görünümüyle karakterize “heroin chic”; 2000’lerde 0 beden, bronz pop ikonları; 2010’larda ince bel ve dolgun kalçalarla ancak medikal müdahalelerle ulaşılabilir Kim Kardashian tipi bedenler ve sonunda 2020’ler “clean girl” akımıyla “wellness” kültürünü empoze ederek aşırı ve katı diyeti normalleştirirken kurguladığı beden idealini ise başarı olarak kodluyor. Yeme davranışının bir yaşam biçimine dönüştürerek kimlikleştiren bu akımlar, “sağlıklı” ve “mükemmelin” politik kurgusunu üretmek üzere düzenlenmiş görsellerle aynadaki fiziksel yansımamızdan, bedenimizle ilişkimize; harcama davranışlarımızdan öz değerimize bizi katman katman şekillendirirken yeme bozuklukları da bu alışverişin promosyonu oluyor.

     Ne yazık ki sağlıklı yeme davranışının ne olduğu konusunda bilimsel temele dayanmayan, uzmanlık dışı kaynaklarca üretilen çok fazla yanlış bilgi ile kuşatılmış durumdayız. Belki de bir anlığına telefonu bir kenara bırakıp şunları kendimize sormayı deneyebiliriz: Yemekle ilgili planlar hayatımızdan ne kadar zaman ve enerji alıyor? Kurallarımız ne kadar esnek? Bu kurallar yüzünden yaşamın kendisini kaçırıyor olabilir miyiz? Yediklerimizin ardından kendimize nasıl davranıyoruz? Çok sevdiğimiz halde uzun zamandır kaçındığımız bir şey var mı? Bunca dayatma arasında bedenimizi sevmek her zaman kolay olmasa da başlangıç olarak bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi daha yargısız ve nötr bir yere taşıyabilmek sandığımızdan daha büyük bir fark yaratabilir.